24 Kasım 2013 Pazar

İçli-dışlı olduğum insanlardan bir noktadan sonra uzaklaşıyorum ister istemez. Nedeni her şey olabilir. Kaçmak, sıkılmak, konuşamamak veya tanıdığımı sanıp yeterli bulmam. Herkesten ne kadar kaçmak istersem isteyeyim, O’ndan kaçamıyorum. Kaçmak istemiyorum. Kendimi O’nda bulmak, O’nunla bir bütün olmak istiyorum. Sıkılmıyorum. Sıkılmak da istemiyorum.Ama diğer insanlar için aynı şeyi söyleyemiyorum. Onlardan sıkılıyorum. Yeterli geliyor bir zaman sonra. Yeni insanlarla konuşmak, tanışmak istiyorum. Başka hayatlar, başka hikayeler öğrenmek istiyorum. Merakımı uyandırsan istiyorum. Saatlerce konuşabilmek ve bundan sıkılmamak istiyorum ama onunda zamanı geliyor diğerleri gibi.Sıkılıyorum. Her şeyden sıkılıyorum. Kendim sıkıcı bir insanım çünkü. Bu yüzden belki de çok kitap okuyorum. İnsanlardan daha iyi, daha farklı, daha keşfetmeye açık. Yalnızlığımı kalabalıklaştırıyor.Ama insanlar yalnızlığıma yalnızlık katıyor. Kalabalıkların içinde daha yalnız ve işe yaramaz hissettiriyor. Kaçmak istiyorum ve kaçıyorum onlardan, her şeyden. Kafamı dinleyeceğim bir yere gidiyorum mesela. Sonra geri geliyorum. Dönüyorum. “Ben geldim!” diyorum.Sizleri özlemedim, bu şehri sevmiyorum ve hâlâ çok yapmacıksınız.

6 Kasım 2013 Çarşamba

Benim Küçük Tatlı Masalım

*
Verdiğin nefesin mavisi boyuyor saçlarımı
Parmaklarının uçlarına pembe bulaşmış olabilir mi?
Biraz dut ağacı karışmıştır belki de dudaklarına.
Cümlelerin dudaklarından içine akıyor
Hangi parçana uzanacağım bilemiyorum
Dudaklarına mı yetişmeliyim,
Sözcüklerine mi?
Benim küçük,
Tatlı masalım.
Bulutlara düşüyor geçmişlerim
Masumiyetin beyazı kirleniyor kirpiklerimde
Tenime yansıyor, çenemde duraksıyor biraz
Şıp...şıp...şıp...
Doldurulmamış bir sürahideki buğu gibi
Kurumuş bir papatyaya konmuş çiğ tanesi gibi
Benim küçük tatlı,
Masalım.

2 Ekim 2013 Çarşamba

Sadece Bir Gülümsemenin Hayatımı Düzeltmesini Bekliyorum

 Bak, kaç yaşıma geldim hâlâ masal dünyasında yaşıyorum. İzlediğim film karakterlerine aşık oluyorum, film bitince de kendime gelemiyorum. Çevremdeki insanların mutluluklarını üzerime giyiniyorum bazen o kadar büyük geliyorlar ki… İçimden bir şeyler koparılıp alındığından beri sahip olduğum tüm inancımı yitirdim. “Bu sefer” diyerek tutunduğum insanların ardından dağılan parçalarımı artık bulamıyorum. Gün geçtikçe tükeniyor her şeyim, umudum hariç. Bir şeylere sımsıkı sarılıyorum: kitaplar,filmler, şarkılar… Keşke ile başlayan cümlelerimi iyi kilere boğdukları gerçeğini anlatmak istiyorum sana.
Fazla düşünmekten kendime zarar verdiğim günler oldu, düşünmekle delirmek arasında gidip geldiğim günler. İnsanlardan kaçmak için elimden gelen her şeyi yaptım. Kızmamalısın bana. Kendi dünyama saklanmam hem benim için hem etrafımdaki insanlar için en iyisiydi. Sessizliğimde kaybettiğim insanlar da olmadı değil. Yine de kimseye kızmıyorum.
Boyumdan büyük kararlar alıp her birini uygulamaya çalışıyorum. Bazı sabahlar uyanamıyorum. Öyle yoruluyorum ki – bedenen değil bu yorgunluk, işte böyle zamanlarda sana her şeyden çok ihtiyaç duyduğumu inkâr edemem. 
Çok yoruluyorum ve tüm yorgunluğumu tek gülümsemesiyle dindirecek birinin yokluğunu çok derinden hissediyorum. 

20 Haziran 2013 Perşembe

İnsanın İçindeki Yağmurun Bulutu Gözleri Değil midir?

 Kocaman odasında küçücük bir noktaydı o.Sarılabileceği tek şeyiydi mis kokulu battaniyesi.Onu yalnız bırakmayan ve her gece sarıldığında huzur ve güven aşılayan tek şeyiydi.

Bu kadarcıktı onun odası.Hayatı bu kadarcıktı.Sahip olduğu şey bu kadarcıktı. Kadarcıklarla büyümek zorundaydı.

Gece korktuğunda battaniyesine sarılıp gidebileceği bir yatak odasına sahip değildi.Gidip arasına girebileceği ve korkusunu anında yok edebilecek olan o muhteşem iki insana sahip değildi.Bu yüzden korktuğunda sarılabileceği tek şeydi, sırtından hiç indirmediği o mis kokulu battaniyesi.

Bazı geceler uyku tutmadığında battaniyesini sırtına alıp camdan dışarıyı seyrederdi.Camı açtığı an odasına dolardı gökyüzünde ki yıldızlar.Sohbet eder,hayal kurar,oyunlar oynardı yıldızlarla.Bazen dilek tutardı.Olur ya gerçekleşir belki diye.Sonra da hep o dileğinin gerçekleşmesini beklerdi.

Bazen hayali merdiven odasının penceresinden aya davet ederdi onu.Yıldızların ahenkli dansıyla aya ulaştığı zaman her şeyi ve tüm sahip olamadıklarını unutur, geleceğini düşünürdü.İşte tam da o zamanlarda, ayın kucağında, yıldızları izlerken düşündüğü geleceği kurtarırdı onu, içindeki bitmek bilmeyen sitemlerinden.

Umudu vardı onunda herkes gibi.Ama eksikleri çok fazlaydı onun hayatında.O daha hiçbir şeyi kazanmadan her şeyini kaybetmişti.Sahip olduklarını benimsemeden , uçmuştu tüm hepsi.Daha tam tadamadan kaybetmişti tüm pastasını.

Her gece ağlıyordu o.Battaniyesine veriyordu tüm gözyaşlarını.İçini sadece sırtındaki battaniyesine boşaltabiliyordu.Gecenin sessizliğinde,hıçkırıkları ve gözyaşları eşlik ediyordu ona.Soğuğunda da battaniyesi.

Kendisine,hayatına,gecelerine,sessizliğine eşlik etmesini istediği çok şey vardı fakat insan elindekilerle yetinmeyi bilmeliydi.Bu oda bile ona çok geliyordu.Elinde olsa kendisi gibi olup bu odaya sahip olamayan diğer çocuklara odasının bir parçasını vermek isterdi.Yatağını paylaşmak yıldızlar yerine onlarla oynamak ve onları da mutlu etmek isterdi.

Vücudunun derinlerinde bir yerde bir kıvılcımlanma oluyordu hep, bunları düşününce.Belki çok sevecen ve iyi huyluydu, belkide kendine çok acıyordu ve bununla birlikte bencil olamıyordu, bilemezdi.Ama o kıvılcım hayatı boyunca içinde bir yerlerde belli etmişti hep kendini.Geçmişini,geleceğini ve kendi gibi başkalarını düşünürken daha da büyüyordu o kıvılcım içinde.

Ölürken bile gitmemişti o kıvılcım ve kıvılcımın vücudunda değil ruhunda olduğunu ancak o zaman anlayabilmişti.

15 Haziran 2013 Cumartesi

Kül Hece

Gözlerin şen çocuk sesleri açıyor
Gözlerin yelkenimin fenerleri
Bir sana titriyor gönüllü yaprağım
Ellerim bir seni terliyor

Sana içlensin şimdi o melekler
Sende dursun akrep ve yelkovan
İçimdeki en acı suların bile
Şimdi bir tadı var

Uykular masal, uykular sapsarı
Şimdi güz yüzünün en güzel yanı
Ay gümüş geceler şarkılarda mey
Ahh teninle konuşur tenim uyanır

Uykular büyü, uykular bilmece
Şimdi gül diken için bi kül hece
Ay tutuklu geceler yürekte kor
Ah ne fayda gün ayaz
Tenim adını üşüyor

11 Haziran 2013 Salı

Ruhumu Özgür Bırakmak İstiyorum

Sanırım ciddi anlamda yazmak için mutsuz olmayı bekliyorum veya hiç bir sebep yokken mutsuz olmak için çabalıyorum. Ne saçma!

Aslında mutsuzluğum her şeyin tekdüze olmasından diye düşünüyorum şöyle bir bakınca. Monotonluk ve rutin mutsuzmuşum gibi hissettiriyor bana. En çok da; beni şuan ben yapan, dersler çıkardığım, onlarla büyüdüğüm ama bunlara rağmen asla istemediğim ve bir türlü kurtulamadığım geçmişim mutsuz ediyor. Canımı sıkıyor demek daha doğru olur işin aslı. Veya mutlu olmaya, hayatı yaşamaya, insanları mutlu etmeye bir çok hayalim ve isteğim varken bunları gerçekleştirememek de mutsuzluğa sürüklüyor olsa gerek beni. Hepsi bir etken gibi işte. Birleşip yenmeyi başarıyorlar. Ve sürekli bunlarla savaşmak yoruyor benliğimi. Beynim suda şişmiş bir fasulye gibi.  İşin en kötüsü de, ne yapacağımı bilmeme rağmen, ne yapacağımı bilemiyor olmak. Yaptığım şeyleri yapmak istemiyorum ama yapmadığımdada boşluk hissediyorum. Ve böyle zamanlarda neden yaşadığımı, ne amacımız olduğunu sorguluyorum. Bu da beni tam bir kısır döngüye sokuyor. İşin içinden çıkamaz hale geliyorum.

Canım çok sıkılıyor, çok!

Bu düşüncelerimin arasında boğulurken bir sene daha bitiriyorum. Yazı yazmak yoruyor, müzik dinlemek sıkıyor, fotoğraf çekmek zorlaşıyor, gezmek gereksizce yorucu bir hal alıyor, hayallerim imkansıza dönüyor, isteklerim çok saçma şeylermiş gibi geliyor.Bunun gibi şeyler işte. Canımı çok sıkıyor, mutsuz ediyor. (Şuan saat 17:17 sahi kim beni düşünüyor?!)

Sadece düşüncelerimi uygulamaya dökmek istiyorum. Üşengeçliğimden sıyrılmak ve bir şeyleri değiştirmek istiyorum. Biliyorm ki, insan istediği sürece yapamayacağı şey yok. Her şey kendisinin elinde. Sadece farkındalık bir adımken ve bu iyi bir şeyken uygulamaya dökemeyip kapana kısılmış misali yaşamak çok berbat. Ruhumu özgür bırakmak istiyorum.

Yıldızlar Cenneti

                                                           
     Sizin hiç yıldızınız oldu mu? Benim oldu. Milyonlarca yıldız arasından hemen fark ederdim, onu. En parlağıydı. En göz kamaştırıcısı. Benim yıldızımdı o.
   Yer göstericimdi, o. Bana hep doğru yolu gösterirdi.
  Ağladığımda gökyüzüne bakardım. "Ağlama." dercesine parıldardı. İçim umutla dolardı, o bana parladığında. Parlamıyordu, gülümsüyordu adeta. Umut ışığımdı o benim.
  Dilekler tutardım, ona bakarak. Balkona koşar, ona seslenirdim. Neredesin? Hemen gösterirdi kendini. Işıklar saçarak "Burdayım!" derdi. O benim meleğimdi.
  Gündüzleri sevmezdim, yıldızımı özletir diye. Gecelerden korkmazdım, yıldızım beni korur diye. Peki ne mi oldu, benim yıldızıma?
  Bir gece "Elveda." dedi bana. "Benim vaktim doldu, gitme zamanım." Ağladım. Gitme,bırakma beni, dedim. Gözlerimin içine baktı. "Artık büyüdün, küçüğüm. İçindeki yıldızı bulmanın vakti geldi." Bu onun son sözleriydi. Son parıltısı. Usulca kaydı gözkyüzünden. Kuyruğunu savura savura. Binaların arkasında kaybolana kadar izledim onu. Benim yıldızımdı o.
  Bulacağım işte, söz verdim ben ona. Ama onun yokluğunda gökyüzü karanlık. Kap karanlık. Sonu olmayan bir kara delik gibi. Diğer yıldızlar tutmuyor yerini. Umutlarım kayıp. Korkuyorum artık gecelerden.

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Mutluluklarım Boğazıma Takılıyor

  
   Her insan gibi sadece mutlu olmak istiyorum. Bazen ağlamak ne ki? Öyle bi eylem mi var diye avazım çıktığı kadar bağırmak gelir içimden. Çünkü ne zaman mutlu olsam mutluluğumu bozacak bi sebep ve o sebebi oluşturan zebani suretinde arkadaşlarım eşim dostum vardır.  Bi şeyleri siktir etme konusunda pek başarılı olduğum söylenemez ama hayatta en çok neyi başarmak istiyorsun diye sorsalar "olup biten herşeyi siktir etmek istiyorum" derdim. Şarkılarla avunuyorum diyebilirim neredeyse. Her kalp kendi şarkısını söyler ve yalnızca diğer yanımız o sesi duyar. Şarkılara çok inanıyorum. Bir çok insandan daha çok seviyorum onları. Tanrı onların o kadar güzel olmalarını sağlamış ki çeşit çeşitler. Bizi kahkahalara boğan yüzümüzü güldüren şarkılar ve birden tüm yaşantımızı kapkaranlık yapan gözlerimizi dolduran ve acı çekmemizi sağlayan şarkılar var. Her şarkı bi ayrı güzeldir bana göre.

   Güçlü olmak zorundayım. Olmuyor demek yerine olacak demeliyim. Büyüdükçe etrafımdaki insanlar belki yaşadığım şehir belkide ben değişeceğim. Ama değişsem ve yorulsamda olmuyor demeyeceğim.Bugün bunun için  kendime yemin ettim. Ne yaşadığımın önemi yok. Bugüne kadar kendime verdiğim tüm sözleri tuttum. Bu kimi zaman beni üzdü ama kimi zamanda beni mutlu etti. Önemli olanda zaten verdiğin sözü yerine getirmek değilmidir? Verdiği sözleri tutmayan insanlara hiç tahammülüm yoktur. İnsan yapamayacağı şeyin neden sözünü verir? Direk yapamam desene ey insan! 
Bugün yaşadığım o olaydan sonra insanların sözlerini tutmadıklarını gördüm. Bu sabah öyle mutlu uyanmıştım ki nerden bilebilirdim bu mutluluğumun ileriki saatlerinde boğazıma takılacağını. İçimi bi burukluk sardı. Sakin ve bi o kadarda hissiz adımlarla odama doğru yürüdüm. Kapımı kapadım ve yatağıma uzandım. Uzandığımda sanki tüm yorgunluklarımı bi kenara koymuş çok farklı şeyler düşünüyordum. Bu iyi gelmişti. Bu zaten hep iyi gelirdi bana. Bana en iyi gelenler uyku ve yazmak. Şarkılarıda unutmamak gerekir tabi. İstediğim hayatı yaşayamıyorum. Bunun yerine doğmamış olmak kesinlikle daha iyi olabilirdi. 
Mutsuz olduğunuz anlarda yazın ya da size kendinizi iyi hissettiren şarkılar dinleyin bu gerçekten çok iyi geliyor.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Bir Gece Yatsam Sol Yanıma Mesela

Maviliğe uzanan bir vapurda açsak sözlerimizi.Okusak cemal süreya’nın en işlek şiirini.
Bir gece yatsam sol yanıma mesela.
Seni uyusam
Hep rüyada,hep yanında kalsam.
Gözlerin yağmurlu bir cam olsa dünyayla benim arama. her dokunuşumda,izi kalsa,parmak uçlarımın,kalbinde.
Kalbinden öpsem.
Kelebeğin olsam senin bir. ses tellerine konsam.
Sesin,başucu kitabım.
Her seferinde açıp okusam.
Uzanıp kirpiklerinden öpsem seni.
Sonbaharda.
sevmişsem herkesin mutlu olması gerekmez ya hani.
Mutsuz da oluruz. Ama hep yanyana.

28 Nisan 2013 Pazar

Biz Biziz

  Şöyle bir baktım da insanlık gerçekten kendini kaybediyor. Herkes herkesin arkasından istediği şeyi deyip istediği şeyi atıp tutabiliyor. Bu çok saçma değil mi? İnsanları nasıl bu kadar hayatımızın merkezi yapabiliyoruz? İnsanların dediklerini bu kadar umursuyoruz? Belki bizde insanların arkasından konuşuyoruzdur. Aslında ilk önce dönüp bir kendimize bakmak gerekir. Doğrularımız, yanlışlarımız, duygularımız, hislerimiz.. İşte aslında yapmamız gerekende bu ilk önce kendimizi tanımamız.Hayatımızın merkezi insanlar değil biz olmalıyız. Çünkü biz etraf değiliz biz biziz.  Şu yaşadığım şehirde öyle insanlar tanıdım ki, sırf etrafın onun hakkındaki tepkilerinin olumlu olması için yaşayan. Bırak insanlar senin hakkında ne konuşurlarsa konuşsunlar sen sen olmaya devam et. O kadar insan var ki hepsinin senin hakkında konuştuğuna göre davransan yaşamın allak bullak olur. Kafanı kaldır bir dakikalığına dışarı bak, güneşin o muhteşem ışıltısını fark et, sıcaklığı, soğukluğu iliklerine kadar hisset, gez, dolaş, eğlen, sarhoş ol. Dünya senin etrafında kimsenin seni üzmesine izin verme, asla yapma bunu. Kendini tek bir kişiye adayarak yaşama, hayır yapma. Seni ne mutlu edecekse onları yapmaya başla. Üzülen sen olma gerekirse üz başkalarını neden yapmayasın ki ? Planlı programlıda yaşama demek istediğim şu ki ; bir şeylere bağlı kalarak hayatını o şeylere doğru yönlendirerek yaşamayı kes, etrafına bak ve mutlu olmasını öğren.



Kaybolan Baloncuklarım


Kalbinizin ne kadar hızlı çarptığını düşünün. Bir kabus gördüğünüzde, mesela. Yataktan fırlayıp nefes nefese kalmıyor musunuz? Kalbiniz, kulaklarınızda atmıyor mu?
  Hayatta, çarpışma anları vardır. Peki, benim kalbim bunlara ne kadar dayanabilir?
Sona geldiğinizi anladığınızda, bir karma yaşarsınız. Tüm duygular çakışır birbirine. Bünyenizi sarar. Pişmanlık, gurur, korku, üzüntü, neşe, huzur...
  Küçükken baloncuk üflediğimiz şu oyuncaklardan alırdım. Rengarenk baloncuklar olurdu. Onları koruyup kollardım. Patlamamaları için elimden geleni yapardım. Uçup gitsinler, isterdim. Başka diyarları, başka insanları görsünler. Benden selam götürsünler. Bir gün penceremde gönderdiğim bir baloncuğu bulayım. Benim yaşımda bir çocuk bulmuş olsun, çok uzaklarda. Ondan haber getirsin.
Ama baloncuklarımın hepsi patladı.
  Kimisine ağır geldi bu yolculuk, kimisini insanlar katletti. Kirli elleriyle patlattılar, baloncuklarımı. Bundan zevk aldılar.
  Bir süre sonra ben de nefretimi baloncuklarıma saçtım. Onları üfledim ve tek tek patlattım. Gözüme kaçan her sabun damlasında umutlarım da köreldi, anlayamadım.
  Ama o balonların hepsinin bir adı vardı. Unutulup gitmiş, izleri kalmış isimler. Tıpkı insanlarda olduğu gibi. Kaç insan gelip geçti, hayatınızdan? Kaç kalp kırdınız? Kaç kez kırıldınız?
  Ben baloncuklarım bittiğinde hep yenisini yaptım. Ama yenileri, eskilerinin yerini hiç tutmadı. Zamanla renkleri soldu, üflemeden patlayan kabarcıklar oluştu. Ben baloncuklarımı kaybettiğimde, bir parçamı kaybettim. O parçam ufalanıp rüzgarla savruldu. İnsanlar onu soludu.
  Sokakta gördüğüm her bakışta o parçam var, şimdi. Çok gerilerde kalmış, gözlerde kaybolmuş. Her bakışta, benim baloncuklarım var.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Kanadı Kırılmış Kelebekler



Her insanın başına gelmiş klasik, banel bir kelime diyebiliriz 'kırılmak' sözcüğüne...
Herkesin başına gelir fakat herkeste farklı tepkiler uyandırır kırılmak. Bazılarımız hiç takmaz, bazılarımız içine atar ve bazılarımız ise kanadı kırılmış bi kelebek misali tekrar uçabilmek için bocalar durur, kimse ne diyicek, kim arkamdan konuşur düşüncelerine kapılmadan yeniden ayağa kalkabilmek yeniden uçabilmek yeniden güçlü, sapasağlam olmak için herkesin gözü önünde nasıl gücüne kavuştuğunu gösterirler.
    Ve sonra ne mi olur, belli bir zaman sonra öyle güçlü olurlar ki bidaha kimsenin kendilerini kırmasına izin vermezler. Diğerleri ağızları açık bi şekilde baka kalırlar onların o gücüne, o kuvvetine. Herkes imrenir, özenir onlar gibi olmak isterler. Ve o geçmişte kanadı kırılmış olanlar, o seçilmişler herkesin gözüne batar, her hareketleri izlenir, çekemezler onları. Bir zamanlar arkasından konuşanların idolü olurlar adeta...

10 Nisan 2013 Çarşamba

Tanrı Beni Yalnız Bıraktığında

   Oysaki geceleri Tanrı'yla yalnız kaldığımda ona beni yalnız bırakmamasını söylemiştim, istemiştim. Kendimi terk edilmiş hissediyorum, tanrı tarafından. Bu enkaz altından çıkmış küçük bir kız çocuğu gibi hissettiriyor. Son zamanlarda yürürken birden bire kulaklarımda oluşan uğultular beni olduğum yere çiviliyordu, gözlerimin üzerine sanki kana bürünmüş beyaz bir perde iniyordu ve düşüyordum. Tanrının karşısında küçük düşüyordum, güçsüz düşüyordum, kaybetmiş düşüyordum.
Sevilmemiş düşüyordum, yorgun düşüyordum. Tanrı birdaha beni sevmeyecek diyordum. Tıpkı benim babamı sevmediğim gibi oda beni sevmeyecek diyordum. Belki baba sevgisini içimde yaşamadığım içindir, bu  yalnızlık, bu güçsüzlük. Baba önemlidir. Bana senin elin ayağındır o olmazsa  sen yürüyemezsin, hareket edemezsin. Bu sevgi eksikliğindendir herhalde benim yorgunluğum, elim ayağım olmadan hareket etme çabalarım. Günlerimin böyle geçmesine tam alışmışken, birden evin ortasında diz çöküp ağlama tutuyor beni. Beni gör diyorum Tanrıya. Bana bahsettiğin hayatın içinden çek al beni.
İşte o zaman göz yaşı dökmenin bir işe yaradığını çözüyorum. O günden sonra baba özlemine dair tek bir his kalmıyor adeta içimde, kayboluveriyor. Ama yine hiç beklemediğim bir anda yeni bir adam tanıyorum. Kendimi o adamın gözlerine, dudaklarına, çenesindeki ufacık şirin sakalına, kirpiklerine, kaşına, yanaklarına bakarken buluyorum. O adamın hislerine bakarken buluyorum kendimi.
İşte orada göğe bakıyorum.
İşte o zaman, uzun zaman sonra Tanrıya teşekkür ediyorum.
Beni bırakmadığı için, yüzüne gülüşüne, hislerine tonlarca yazılar yazabileceğim o adama rastladığım için.Bana baba özlemini unutturan adama rastlamamı sağlayan Tanrıya orada çok teşekkür ediyorum...

7 Nisan 2013 Pazar

Şimdilerde Özleminde Boğuluyorum

    Ne merhaba diyebiliyorum, ne iyiakşamlar.  Sencede çok uzak değilmiyiz?  Bişeyler kopmuş gibi değilmi sencede? Sanki birbirimiz için hissettiklerimiz içinde bişeyler eksilmedimi? Bazı hisler değerini yitirmedimi? Eğer yitirmemiş olsaydı ben hissederdim, seni.  Özlemek korkunç birşey. Alışmak mümkün değil, farkında bile olmadan her şeyim olmuş, ben olmuş, içim olmuş, bir parçam olmuş. Bilmiyorum,  ne suç işledim de hisler değerini yitirdi? Hislerin yanlış giden tarafı neresiydi? 

Tutsana beni eskisi gibi, bırakmasana. Sevsene beni eskisi gibi yaralasana.
Konuşsana benimle eskisi gibi beni düşündürsene. Baksana bana eskisi gibi senden utanmamı sağlarcasına. Öpsene beni eskisi gibi kalp  ritimlerimle oynasana.Yalanda olsa benimle kalsana.


Tanrıyla baş başa kaldığımda, beni asla yalnız bırakmamasını söyledim ona.
Boşluğa doğru konuştum, beni yalnız bırakma, hep yanımda ol diye. Beni duymuştur değilmi?  Umarım duymuştur ve beni yalnız bırakmaz. Boşluk...
Sende duysana beni. Yalnız bırakma beni, hep yanımda ol benim. Sen yanımda olmazsan ben tıpkı uçamayan bir kuş gibi ortada kalırım. Beklerim. Beni iyileştirecek, bana sağlıklı kanat bulup uçuracak mucizeyi beklerim. Ama ne gerek var? Sen hiç gitme, ben sen yanımdayken özgürce uçabiliyorum. Sen benim mucizemsin. İkimiz bu dünyadaki en harika mucizelerdeniz. Bunun  yok olmasına izin vermesene.  Herkes yanında bir sevgilisi olsun onunla şapşalca fotoğrafları olsun ister. Ama ben onu istemiyorum. Ben sadece sen yanımda ol istiyorum. Çünkü ben sadece seninleyken uçabiliyorum. Çünkü ben sadece seninleyken özgürüm. Çünkü ben sadece senin yanında tam anlamıyla hissedebiliyorum.

''Özlem denilen şey ne acıtıyor, yok ediyor yavaş yavaş bedeni, bir türlü durmuyor.''


30 Mart 2013 Cumartesi

Ben Senim,Sende Bensin

 Şu sıralar çok düşünüyorum seni.Aslında sürekli hafızamdasın ama bizi düşünüyorum,sonumuzu.Sen ayrı ben ayrı ne olacak böyle? Kalplerimiz bir ama bazenleri yetmiyor o. Aklıma şey geliyor ıımm o berbat gerçek..Gideceğin.Gerçekten korkuyorum. Hem korku hem merak hem endişe ve daha tüm duygular,hisler. Geceleri boğuyorlar beni. Nasıl hayatımı aldın söylesene? Öyle bir korku ki bu,bir sabah gözlerimi açtığımda gideceksin sanıyorum. Öyle bir girdin ki hayatıma ne olduğumu şaşırdım. Dağılmıştım, sen farkında bile olmadan toparlandım. Yanımdan geçtiğinde bile midemden göğsüme kadar çıkan bir hava dalgası hissediyorum mesela, ya da ne bileyim sen oradasın sanki. Seni gördüğüm zaman tüylerim diken diken oluyor, sevdiğim adam, hayallerimde başrol verdiğim adam sensin. 
Bana o kadar çok şey öğrettinki şu hayatta. Sen gidiceksin seneye. Ben kendi ayaklarımın üzerinde durmaya çalışacağım. Senin öğrettiklerinle bana kazandırdıklarınla dimdik durmaya çalışacağım. Sen gitsen bile ben senle yaşayacağım aslında. Hayatımda bir başka erkeğe yer vermek bir kere bile geçmedi aklımdan şu zamana kadar, bu vakitten sonrada geçmez. Ne biliyim yapamam zaten.Zor olur her şey, bir adamı öperken sen geleceksin belki aklıma, belki geri çekileceğim, belki gözlerim dolacak, belki çoğu kez yapamayacağım bir başkasıyla.




-İnsanların ne düşündüğünü önemsemeyi bıraktığınız an, başarmış sayılırsınız.


Saçlarıma sanki biri asılmış gibi, saçlarımı avucunun içiyle kavramış ve birden tüm ağırlığını vermiş gibi.
Sanki acır gibi. Ve bende ellerini saçlarımdan ayırmak için çok geç kalmışım gibi. Saçlarımı kurtarsam bile acısı asla geçmeyecekmiş gibi. Yalnızca saçlarıma sen dokunduğunda çektiğim acıyı unutabilirmişim gibi.
Ve tüm bu olanlardan sadece ben haberdarmışım gibi.
Ağrıyan başım, sürekli uyuşan ellerim ve aynada gördüğüm gözlerim en azından bana bunları söylüyor.

"Beni güzel hatırla,hep iyi hatırla"



Annelerimiz Bir Olmasada Ailem Yerine Koydum Sizi


Döndüm baktım da hayatta sahip olabileceğim en harika 3 kardeşe sahibim..Onlar için herşeyi yaparım.Birimizin acısı hepimizin acısı oldu,birimizin mutluluğu hepimizi mutlu etti.Birlikteyken yaptığımız  saçmalıkların haddi hesabı yok.




Diloşum;
Dila beni olduğum gibi seven çok nadir insanlardan birisi.Kimse onun gibi olamaz.İki senedir hayatımda.Ama sanki yıllardır benimmiş gibi.Ona verdiğim sevgiyi de,güveni de hiçbir zaman boşa çıkarmadı.Çünkü onunla doğalım ben,onunla samimiyim ,onunlayken kendimdeyim.Seni çok seviyorum herşeyim.





Fatmanurum;
Fatmanurumun yeri bende çok farklı. Her konuda bana destek çıkmış beni dinlemiş ve yanımda olmuştur.Fatmanurun iğrenç esprileri olmuştur ama ben onu o haliyle çok seviyorum.Hiçbirzaman benden sıkılmadın ne desem ne anlatsam beni dinledin helal sana kardeşim.Seni çok seviyorum.





Aysuum;
Şebeğimsin sen ya.Neşe kaynağım beni herzaman güldüren kardeşim.Seninle bu sene tanıştık daha ama benim için o kadar değerlisinki.Kaybetmek istmeyeceğim insansın.Kardeş gerçekten şu hayatta en önemli şey.Sen kardeşliğini o kadar güzel yapıyorsunki.Gelip bana sarılmanı, okulun sabahında üşürken gelip yine sarılıp seni ısıtmamı felan o kadar çok seviyorumki canımın içi.Seni kıran benide kırmış olur.Senin üzülmene ağlamana hiç kıyamıyorum ufak narin kardeşim.Seni çok seviyorum.






Not: Sizi herşeyden çok seviyorum.Daima yanımda, benimle olun.


28 Mart 2013 Perşembe

Ya?

 Her sabah güne başlarken içimde bir seni kaybetme korkusu. Ya diyorum bugün bir tartışma çıkarda benden soğursa? Öyle yanlışlar yapıyoruz ki hayatta, bedelini ya sevdiklerimiz ya da biz ödüyoruz.Hayat en baba acıları çekmemiz için kusursuz yaratılmış gibi.Korkuyorum ben bu yaşamdan.İnsanlardan korkuyorum.Tıpkı senin dediğin gibi bir korkağım.

 Hiç bir zaman ne çok mutlu ne çok mutsuz oldum. Hep sınırdaydım, olmaması gerektiği gibi.Her zaman pasiftim, içimden yaşardım üzüntümü ve sevincimi. Dışa vurmayı sevmezdim diğerleri gibi. Mutlu olduğumu insanların gözüne sokmayı, üzüntümden ölmek üzereyken dikkat çekmek için herkese mesaj atmayı sevmezdim. Ama ilgi isterdim. Sevilmekten öte bir şey.Sahi çokmu şey istedim? Neden hayat bana yüzünü gülmedi hiç? Mutlu olmaya hiç hakkım olmadımı?
Sorular...


Ama yaşadığım herşeye değer diyorum, içinde sen varsın diye değer.Üzülmemde gülümsememde sen olduğun için değer.Bir sana muhtacım..
En kötü tarafıda ne biliyomusun?Gözümün içine baka baka bana sora sora bensiz mutlu olman.Ben istemezmiyim senin mutlu olmanı. Ama sen bana acı vere vere bensiz mutluluğu seçiyorsun. Ve ben seni hala herşeyden çok seven aptal.
"Asla sana kızamıyorum sana küsemiyorum"

Yalnızım


Sessizce başlıyor yine her günkü gibi hayat. Belki de sadece benim için sessiz… Her geçen gün, daha da yalnızlaştığımı hissediyorum. Hep yalnızdım pratikte aslında.  Hatta kalabalık sokaklarda yürürken bile kimse benim etrafımda değildir. Ben onların etrafındaymışım gibi hissederim. Yürür, giderim.Ben bıktım artık herşeyden.Usandım,yoruldum.Öyle anlar oluyorki bazen insanın tek istediği şey ölmek oluyor.Herkes ayrı kafadan ses çıkarıyor.Kimiside etrafın tepkilerinden korktuğu için o sesi dahi çıkaramıyor.Bence hayat çok adaletsiz.Şuan mutsuz olan insanlar belkide mutlu olan insanlardan daha çok hak ediyor mutluluğu.İnsanın nefesi sıkışıyor bazenleride.Artık son reddeye geldiği oluyor herşeyin.Ama yinede boyun büküyorlar.Haksızlık dünyanın genel kuralı olsa gerek.Bazen her şey boka dönmüş oluyor. Çevremdeki insanların davranışları, sözleri, hareketleri beni çok kırıyor.Belkide benim kırılmamın sebebi bünyemin çok hassas olmasından kaynaklanıyordur. Zaten kafama taktığım bin tane sorun var bide insanlar gelip densizce konuşunca daha bi boka sarıyor işler.Böyle anlarda duygularını,hislerini yazıya dökmek en iyisi.Şahsen benim için.Yine insanların beni kırdığı dönemlerden biriki yazıyorum..Sevdiğim insanların sadece benim olmasını isterdim.Ve bunuda bencillik olarak görmüyorum.Çünkü sadece beni sevsinler istiyorum.Hayatta en değer verdiğin bir insanın giderek,günden güne senden uzaklaşmasını bilmen çok acı.Bazen geceleri başımı yastığa koyduğumda gözlerim doluyor.Düşünemiyorum.Hissizleşiyorum. Ya bir insanın tüm hayatı,hataları ve doğruları geceleri başını yastığa koyuncamı gelir akla diyorum ve çok şaşırıyorum.İyi olmaktan kilometrelerce uzaktayım.Saçma geliyor nedensiz yaşıyormuşum gibi bir havam var mevsimden midir bilmem, ama amaçsızca dolanıyor  gibi hissediyorum.İşte her geçen günü bir diğerinden ayırabilecek, herhangi bir özellik hiçbir zaman olmadı. Hatta her geçen gün diğerini arar oldum. Ne kadar klişe olsa da bazı sözler, durumu anlatabilmek için yeterli oluyor. Evet, ben yalnızım.


http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=OLY2i_DD6tI