28 Nisan 2013 Pazar

Kaybolan Baloncuklarım


Kalbinizin ne kadar hızlı çarptığını düşünün. Bir kabus gördüğünüzde, mesela. Yataktan fırlayıp nefes nefese kalmıyor musunuz? Kalbiniz, kulaklarınızda atmıyor mu?
  Hayatta, çarpışma anları vardır. Peki, benim kalbim bunlara ne kadar dayanabilir?
Sona geldiğinizi anladığınızda, bir karma yaşarsınız. Tüm duygular çakışır birbirine. Bünyenizi sarar. Pişmanlık, gurur, korku, üzüntü, neşe, huzur...
  Küçükken baloncuk üflediğimiz şu oyuncaklardan alırdım. Rengarenk baloncuklar olurdu. Onları koruyup kollardım. Patlamamaları için elimden geleni yapardım. Uçup gitsinler, isterdim. Başka diyarları, başka insanları görsünler. Benden selam götürsünler. Bir gün penceremde gönderdiğim bir baloncuğu bulayım. Benim yaşımda bir çocuk bulmuş olsun, çok uzaklarda. Ondan haber getirsin.
Ama baloncuklarımın hepsi patladı.
  Kimisine ağır geldi bu yolculuk, kimisini insanlar katletti. Kirli elleriyle patlattılar, baloncuklarımı. Bundan zevk aldılar.
  Bir süre sonra ben de nefretimi baloncuklarıma saçtım. Onları üfledim ve tek tek patlattım. Gözüme kaçan her sabun damlasında umutlarım da köreldi, anlayamadım.
  Ama o balonların hepsinin bir adı vardı. Unutulup gitmiş, izleri kalmış isimler. Tıpkı insanlarda olduğu gibi. Kaç insan gelip geçti, hayatınızdan? Kaç kalp kırdınız? Kaç kez kırıldınız?
  Ben baloncuklarım bittiğinde hep yenisini yaptım. Ama yenileri, eskilerinin yerini hiç tutmadı. Zamanla renkleri soldu, üflemeden patlayan kabarcıklar oluştu. Ben baloncuklarımı kaybettiğimde, bir parçamı kaybettim. O parçam ufalanıp rüzgarla savruldu. İnsanlar onu soludu.
  Sokakta gördüğüm her bakışta o parçam var, şimdi. Çok gerilerde kalmış, gözlerde kaybolmuş. Her bakışta, benim baloncuklarım var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder