20 Haziran 2013 Perşembe

İnsanın İçindeki Yağmurun Bulutu Gözleri Değil midir?

 Kocaman odasında küçücük bir noktaydı o.Sarılabileceği tek şeyiydi mis kokulu battaniyesi.Onu yalnız bırakmayan ve her gece sarıldığında huzur ve güven aşılayan tek şeyiydi.

Bu kadarcıktı onun odası.Hayatı bu kadarcıktı.Sahip olduğu şey bu kadarcıktı. Kadarcıklarla büyümek zorundaydı.

Gece korktuğunda battaniyesine sarılıp gidebileceği bir yatak odasına sahip değildi.Gidip arasına girebileceği ve korkusunu anında yok edebilecek olan o muhteşem iki insana sahip değildi.Bu yüzden korktuğunda sarılabileceği tek şeydi, sırtından hiç indirmediği o mis kokulu battaniyesi.

Bazı geceler uyku tutmadığında battaniyesini sırtına alıp camdan dışarıyı seyrederdi.Camı açtığı an odasına dolardı gökyüzünde ki yıldızlar.Sohbet eder,hayal kurar,oyunlar oynardı yıldızlarla.Bazen dilek tutardı.Olur ya gerçekleşir belki diye.Sonra da hep o dileğinin gerçekleşmesini beklerdi.

Bazen hayali merdiven odasının penceresinden aya davet ederdi onu.Yıldızların ahenkli dansıyla aya ulaştığı zaman her şeyi ve tüm sahip olamadıklarını unutur, geleceğini düşünürdü.İşte tam da o zamanlarda, ayın kucağında, yıldızları izlerken düşündüğü geleceği kurtarırdı onu, içindeki bitmek bilmeyen sitemlerinden.

Umudu vardı onunda herkes gibi.Ama eksikleri çok fazlaydı onun hayatında.O daha hiçbir şeyi kazanmadan her şeyini kaybetmişti.Sahip olduklarını benimsemeden , uçmuştu tüm hepsi.Daha tam tadamadan kaybetmişti tüm pastasını.

Her gece ağlıyordu o.Battaniyesine veriyordu tüm gözyaşlarını.İçini sadece sırtındaki battaniyesine boşaltabiliyordu.Gecenin sessizliğinde,hıçkırıkları ve gözyaşları eşlik ediyordu ona.Soğuğunda da battaniyesi.

Kendisine,hayatına,gecelerine,sessizliğine eşlik etmesini istediği çok şey vardı fakat insan elindekilerle yetinmeyi bilmeliydi.Bu oda bile ona çok geliyordu.Elinde olsa kendisi gibi olup bu odaya sahip olamayan diğer çocuklara odasının bir parçasını vermek isterdi.Yatağını paylaşmak yıldızlar yerine onlarla oynamak ve onları da mutlu etmek isterdi.

Vücudunun derinlerinde bir yerde bir kıvılcımlanma oluyordu hep, bunları düşününce.Belki çok sevecen ve iyi huyluydu, belkide kendine çok acıyordu ve bununla birlikte bencil olamıyordu, bilemezdi.Ama o kıvılcım hayatı boyunca içinde bir yerlerde belli etmişti hep kendini.Geçmişini,geleceğini ve kendi gibi başkalarını düşünürken daha da büyüyordu o kıvılcım içinde.

Ölürken bile gitmemişti o kıvılcım ve kıvılcımın vücudunda değil ruhunda olduğunu ancak o zaman anlayabilmişti.

15 Haziran 2013 Cumartesi

Kül Hece

Gözlerin şen çocuk sesleri açıyor
Gözlerin yelkenimin fenerleri
Bir sana titriyor gönüllü yaprağım
Ellerim bir seni terliyor

Sana içlensin şimdi o melekler
Sende dursun akrep ve yelkovan
İçimdeki en acı suların bile
Şimdi bir tadı var

Uykular masal, uykular sapsarı
Şimdi güz yüzünün en güzel yanı
Ay gümüş geceler şarkılarda mey
Ahh teninle konuşur tenim uyanır

Uykular büyü, uykular bilmece
Şimdi gül diken için bi kül hece
Ay tutuklu geceler yürekte kor
Ah ne fayda gün ayaz
Tenim adını üşüyor

11 Haziran 2013 Salı

Ruhumu Özgür Bırakmak İstiyorum

Sanırım ciddi anlamda yazmak için mutsuz olmayı bekliyorum veya hiç bir sebep yokken mutsuz olmak için çabalıyorum. Ne saçma!

Aslında mutsuzluğum her şeyin tekdüze olmasından diye düşünüyorum şöyle bir bakınca. Monotonluk ve rutin mutsuzmuşum gibi hissettiriyor bana. En çok da; beni şuan ben yapan, dersler çıkardığım, onlarla büyüdüğüm ama bunlara rağmen asla istemediğim ve bir türlü kurtulamadığım geçmişim mutsuz ediyor. Canımı sıkıyor demek daha doğru olur işin aslı. Veya mutlu olmaya, hayatı yaşamaya, insanları mutlu etmeye bir çok hayalim ve isteğim varken bunları gerçekleştirememek de mutsuzluğa sürüklüyor olsa gerek beni. Hepsi bir etken gibi işte. Birleşip yenmeyi başarıyorlar. Ve sürekli bunlarla savaşmak yoruyor benliğimi. Beynim suda şişmiş bir fasulye gibi.  İşin en kötüsü de, ne yapacağımı bilmeme rağmen, ne yapacağımı bilemiyor olmak. Yaptığım şeyleri yapmak istemiyorum ama yapmadığımdada boşluk hissediyorum. Ve böyle zamanlarda neden yaşadığımı, ne amacımız olduğunu sorguluyorum. Bu da beni tam bir kısır döngüye sokuyor. İşin içinden çıkamaz hale geliyorum.

Canım çok sıkılıyor, çok!

Bu düşüncelerimin arasında boğulurken bir sene daha bitiriyorum. Yazı yazmak yoruyor, müzik dinlemek sıkıyor, fotoğraf çekmek zorlaşıyor, gezmek gereksizce yorucu bir hal alıyor, hayallerim imkansıza dönüyor, isteklerim çok saçma şeylermiş gibi geliyor.Bunun gibi şeyler işte. Canımı çok sıkıyor, mutsuz ediyor. (Şuan saat 17:17 sahi kim beni düşünüyor?!)

Sadece düşüncelerimi uygulamaya dökmek istiyorum. Üşengeçliğimden sıyrılmak ve bir şeyleri değiştirmek istiyorum. Biliyorm ki, insan istediği sürece yapamayacağı şey yok. Her şey kendisinin elinde. Sadece farkındalık bir adımken ve bu iyi bir şeyken uygulamaya dökemeyip kapana kısılmış misali yaşamak çok berbat. Ruhumu özgür bırakmak istiyorum.

Yıldızlar Cenneti

                                                           
     Sizin hiç yıldızınız oldu mu? Benim oldu. Milyonlarca yıldız arasından hemen fark ederdim, onu. En parlağıydı. En göz kamaştırıcısı. Benim yıldızımdı o.
   Yer göstericimdi, o. Bana hep doğru yolu gösterirdi.
  Ağladığımda gökyüzüne bakardım. "Ağlama." dercesine parıldardı. İçim umutla dolardı, o bana parladığında. Parlamıyordu, gülümsüyordu adeta. Umut ışığımdı o benim.
  Dilekler tutardım, ona bakarak. Balkona koşar, ona seslenirdim. Neredesin? Hemen gösterirdi kendini. Işıklar saçarak "Burdayım!" derdi. O benim meleğimdi.
  Gündüzleri sevmezdim, yıldızımı özletir diye. Gecelerden korkmazdım, yıldızım beni korur diye. Peki ne mi oldu, benim yıldızıma?
  Bir gece "Elveda." dedi bana. "Benim vaktim doldu, gitme zamanım." Ağladım. Gitme,bırakma beni, dedim. Gözlerimin içine baktı. "Artık büyüdün, küçüğüm. İçindeki yıldızı bulmanın vakti geldi." Bu onun son sözleriydi. Son parıltısı. Usulca kaydı gözkyüzünden. Kuyruğunu savura savura. Binaların arkasında kaybolana kadar izledim onu. Benim yıldızımdı o.
  Bulacağım işte, söz verdim ben ona. Ama onun yokluğunda gökyüzü karanlık. Kap karanlık. Sonu olmayan bir kara delik gibi. Diğer yıldızlar tutmuyor yerini. Umutlarım kayıp. Korkuyorum artık gecelerden.